• https://www.facebook.com/pages/Yalova-Barosu/437497959725728?fref=ts
  • Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Saat
Takvim
Menü

Üyelik Girişi
Arşiv Haber-Duyuru-Toplantı

mektup metnini ve yasalaşması istenilen metinler

 

Sayın Vekil,



Bugün 25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü”

 

 

 

 

Sevgili Ayşe Paşalının tüm şiddete uğrayan kadınlar adına içimize derin derin bakan bu resmini , unutmanın yeni ölümleri çağıracağını bilerek sizinle bir kez daha paylaşıyoruz..Ricamız gözlerinizi ayırmadan bir 5 dakika bu resme bakmanız ve onun bizim kulağımıza fısıldadıklarını sizin de duymanız ve sorumluluklarınızı anımsamanız.

Sevgili N.Ç.’nin de bir resmini paylaşmak isterdik ama artık onun ne bir adı ne de bir resmi var utanmadan bakabileceğimiz…


Sizlere çiçekli resimler gönderemedik, elimizde bir çığlık gibi duran buna benzer binlerce resim var…

 

Bizler bu utancı her gün her gün yaşamak istemiyoruz. Çocuklarına, kadınlarına sahip çıkamayan, onların tecavüzüne göz yuman bir devletin ayakta kalma şansı yoktur.

Bu nedenle toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına da katkı sunacak yeni bir anlayışla, kanun koyucu sıfatını sizlere veren temsilciler olarak ivedilikle önünüze gelecek olan Kadın ve Aile Bireylerinin Korunmasına ilişkin yasa taslağının kanunlaştırılması ve Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin iç hukukun parçası haline getirilmesini, dertlerimize deva olacak yeni projeler üretmek üzere harekete geçmenizi bekliyoruz.

Saygılarımızla…

TÜBAKKOM Dönem Sözcülüğü Yalova Barosu Kadın Hakları Komisyonu

Aydın Barosu

Kadın Hakları Komisyonu

 

 

 

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANLIĞI

                                VE

 

                     K.S.G.M.’NİN YENİ YAPISI HAKKINDA

 

                             T.B.B. TÜBAKKOM RAPORU

 

 

Bugün Ülkemizde Kadınlar toplum nüfusunun yarısını oluşturmalarına karşın bir birey olarak kabul edilmemektedirler. Kadın-erkek eşitliğini sağlamanın en önemli yolu kadının birey olarak görülmesidir. Kadınların temel insan hakkı olan yaşam hakkının bile korunamadığı ülkemizde kadını birey olarak görmeyip, ailenin bir parçası olarak gören anlayış, kadın sorunlarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı altında çözemeyecektir. Oysa biz kadınlar, karar mekanizmalarında, eğitimde, ülke gelirinin paylaşımında, istihdamda ve en önemlisi yaşamda eşitlik istiyoruz. Kadın-Erkek eşitliğini sağlayamayan bir ülke “ileri demokrasi” ye ve huzur ve refaha sahip olamaz.

Kadının birey olarak bağımsız varlığının yok sayılıp bir aile eklentisi haline getirilmeye çalışılması ise çağdışı bir anlayıştır. Kadınların talebi bağımsız ve erkeklerle eşit haklara sahip bireyler olduklarının tanınması; fiili eşitliğin sağlanması için kadınlar ve erkekler arasında eşitsizlik yaratan tüm engellerin kaldırılmasıdır. Bütün dünyada kadın erkek eşitliğini sağlayacak resmi mekanizmalar bu amaçla kurulmaktadır. Türkiye'de de bu amaçla kuruldu.

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı da KSGM de devlet içinde yapılanmış olmakla birlikte devletin kurumlarını zorlayıcı bir işleve sahiptir. Esas olarak aile, piyasa, devlet gibi ataerkil temelli yapıları dönüştürmeyi amaçlar. Demokrasinin temel koşullarından biri olan örgütlenme, kadın hakları mücadelesinde önemli bir araç olmuştur. KSGM ve Kadın Bakanlığı da örgütlenmenin en önemli araçlarındandır. Böyle bir düzenleme ile kadın politikaları iyice kapsam dışı kalarak aile ve sosyal hizmetlerin konusu haline gelmiştir. Neredeyse tüm cinsiyet eşitliği araştırmalarında Türkiye dünyanın en kötü durumdaki iki - üç ülkesinden birisi olarak tescillenirken bu durumu düzeltebilecek bakanlığın "aile ve sosyal politikalar bakanlığı" gibi bir yapı altında konumlandırılması akıl ve mantıkla asla bağdaşmamaktadır. Türkiye'de kadınlarla erkekler arasındaki vahim cinsiyet eşitliği uçurumunu kapatmak için kadın bakanlığının, tüm bakanlıklar ve devlet bürokrasisi üzerinde etkili bir koordinasyon sağlama görevi olan, buna uygun bütçe ile donatılmış, eşitliği sağlayıcı koordinatör ve icracı bir bakanlık olması gerekir idi.

Demokrasinin temel koşullarından biri olan örgütlenme, kadın hareketinin verdiği haklar mücadelesinde önemli bir araç olmuştur. KSGM ve Kadın Bakanlığı da örgütlenmenin en önemli araçlarındandır. Böyle bir düzenleme ile kadın politikaları iyice kapsam dışı kalarak aile ve sosyal hizmetlerin konusu haline gelir. KSGM daraltılmış bir yetki alanı ve bürokratik silsile ile işlevsizleşmiş; sonuç olarak da bir "tabela kurum" haline getirilmiştir.

Oysa KSGM'nin yapısının güçlendirilmesi, icracı bir eşitlik bakanlığının kurulması gerekirdi. Ancak taşra teşkilatlarıyla, araştırma kurumlarıyla, belediyeler ve yerel yönetimlerdeki birimleriyle kadın erkek eşitliği için mücadele etmek mümkün olabilirdi. İsveç, Norveç, Finlandiya, Hollanda, Fransa gibi ülkelerde bu yapılanmalar ve benzer bakanlıklar vardır. Biz hangi açıdan bu ülkelerden daha ilerideyiz de bu yapıları ortadan kaldırıyoruz? Böylesine aceleci bir yetki yasası ile böylesine önemli bir yapılanma ne örgütlenmeli ne de ortadan kaldırılmalıdır. Söz konusu KHK. Ile kadını ilgilendiren bu denli önemli örgütlenmeleri içeren mevzuat ve değişiklikler, sivil toplum kuruluşları ile akademik kadroların görüşü alınmaksızın aceleye getirilmiştir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kararnamesi incelendiğinde, bakanlığın görevlerini sosyal hizmet ve yardım çatısı altında aile yapısının, çocuğun, kadının, özürlü ve yaşlı vatandaşların, şehit yakınlarının ve gazilerin, yoksul ve yardıma muhtaç kesimin korunmasına yönelik gerekli politika ve stratejilerin geliştirilerek uygulanması şeklinde özetleyebiliriz. Kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütleri arasındaki koordinasyonu sağlama ve denetimi yapmak da bu bakanlığın görev tanımı içindedir. Kararnamede dikkat çeken noktalardan biri ise görev tanımı maddelerinin birçoğunda aile bütünlüğü kavramının sık sık dile getirilmesidir.

KSGM’nin görev alanı kadını sadece aile içindeyken incelemek doğrultusunda daraltılmıştır ve kadın üzerine uzmanlaşma artık anlamını yitirirken aile üzerine uzmanlaşma daha da önem kazanacaktır. Böylelikle üniversitelerin kadın çalışmaları isimli yüksek eğitim veren merkezlerin işlevlerinin azalmasını beklemekteyiz. Bu şekilde devlet; kadını, tek başına bir birey olarak görmek ve toplumdaki ataerkil yapının dönüştürülerek kadının daha eşit haklara sahip olmasını savunmaktan ziyade, kadını aile içinde anne, eş ve kız kardeş gibi etiketlerle kabul ederek inceleyecektir. Ataerkil bir toplumda ezilen ve zarar gören kadınların “Kadın Bakanlığı”na sahipken, şimdi alt saflara itilmesi kadınların toplum içindeki yerinin güçlendirilmesi anlamında verilen uğraşların daha amaçlarına ulaşamamışken, arka plana itilerek iyice sahipsiz kalması anlamına da gelebilir.

 

Diğer bir husus ise Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun (SHÇEK) da tasviyesine gidilmesi, merkez bölgelerde çalışanların bakanlığa ve taşrada bulunan kurum personelin ise araştırmacı olarak il özel idarelerine devredilmesidir. Bu kurum da KSGM gibi bakanlık altında Sosyal Yardımlar ve Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü olarak hizmet birimlerindeki yerini almıştır.



Sözü geçen kurumların yanı sıra, Aile ve Toplum Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Şehit Yakınları ve Gaziler Dairesi Başkanlığı ve Denetim Hizmetleri Başkanlığı da bakanlık altında yer alacak diğer araştırma hizmet birimleri olarak tanımlanmıştır.

Aile, kadın, çocuk, özürlü ve yaşlı ve şehit yakınları ve gazilerin ayrı genel müdürlükler ve başkanlıklarda yer alması ilgili konuların özelleşmiş ve uzmanlaşmış birimler tarafından inceleneceğini göstermektedir. Bu durumun negatif yanı ise yukarıda bahsettiğimiz gibi kadınların haklarının efektif bir şekilde savunulamayacağını bizlere göstermesidir.

Ayrıca isminde sosyal politika geçen bir bakanlığın görev tanımlarında sadece kadın, aile, çocuk, özürlü ve yaşlı gibi konuların olması, devletin sosyal politikayı eksik yorumladığını akla getirmektedir. Çünkü sosyal politikanın çalışma alanı yalnızca yukarıda bahsi geçen konularla sınırlı kalmamakla birlikte; işsizlik, sosyal güvenlik ve sağlık gibi konuları da içermektedir. Nitekim bakanlığın görev kapsamında bu konularla ilgili herhangi bir madde yoktur. Oysa ki Avrupa’nın sosyal politika ile ilgilenen bakanlıklarına baktığımızda –bazıları isminde ‘sosyal politika’yı da içermektedir- bu yapıların çalışma, sağlık veya kalkınma bakanlıklarının bünyesinde olduğunu görülmektedir. Örnek olarak, Bulgaristan, Almanya, Hollanda, Polonya, İsveç, ABD.gibi ülkeler verilebilir.

Avrupa ülkelerinde sosyal politika temelinde hizmet veren bakanlıkların kadın, aile, çocuk, özürlü ve yaşlı ile ilgili yapılanmaları daha farklıdır. Almanya’nın hem Aile, Yaşlı, Kadın ve Gençlik Federal Bakanlığı hem de Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vardır. İngiltere de Kadın ve Eşitlik Bakanlığı ile kadına özel bakanlık veren ülkelerden biridir. Norveç ise Çocuk, Eşitlik ve Sosyal İçerme, ayrıca Sağlık ve Sosyal Hizmetler Bakanlığını kabinesinde bulundurmaktadır.



Farklı ülkelere baktığımız da, bu ülkelerde kadın, aile, çocuk, diğer konular ve sosyal politika ilgili birimlerin çalışma alanı içerisinde konumlandırılırken, Türkiye’de yeni açılan bakanlığımızla birlikte hepsi Aile ve Sosyal Politika şemsiyesi altında toplanılmaya çalışılmıştır. Eksik kalınan bu durumlar çerçevesinde bakanlığın görevleri bir kez daha gözden geçirilerek; sosyal politika, kadın hakları ve sosyal hizmet konusunda gereklilikler yerine getirilmelidir. Aksi takdirde isminde sosyal politika içeren bakanlığımız hem isminin hakkını verememiş hem de kadın hakları gibi ülkemizde hala sorun olan bir konunun yeterli olarak üzerine eğilmemiş olacaktır.

Yukarıda açıklamış olduğumuz sebepler çerçevesinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının “Kadın, Aile ve Sosyal Politikalar” bakanlığı olarak adlandırılması ve yapılandırılması zorunluluk teşkil etmektedir.

 

TÜBAKKOM 11. DÖNEM SÖZCÜSÜ YALOVA BAROSU

AYDIN BAROSU KADIN VE ÇOCUK KOMİSYONU

KADIN HAKLARI KOMİSYONU

 

 

Gazeteler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi4
Bugün Toplam23
Toplam Ziyaret452887
Google Arama